HASSAS NOKTA

Hassas noktaları vardır herkesin. Birinin hoşuna gitmeyen davranış sonucu size verdiği bireysel tepkiden hemen anlarsınız kişinin hangi konuda hassas olduğunu.
Her ülkenin de toplumsal olarak hassas olduğu konular vardır. Toplumun hoşuna gitmeyen davranışlar sonucu bu kez bireysel değil topluca tepki verilir.
İşte bu noktaları bilenler ve kaşımak isteyenler yıllardır yanı başımızdan hiç eksik olmadılar. Plânlarının içinde büyüdük, kimini anladık, kimini anlayamadık. Bizden önce de vardı hep bir A, B, C plânları.
Bu isteklerin nedense en kritik zamanlarda ortaya çıkıyor oluşu tesadüf olabilir mi? Hiç bir şeyin tesadüf olmadığını biraz geç anladık, şimdi ise biliyoruz. Geçmişte, hassas konulara akıllıca yapılan nokta atışları sinsice hedefini bulmuştur hep.
Kirli eller ile kor ateşleri harlayanlar mutluydu. Kardeşçe yaşayan ama oyuna gelmiş, birbirine düşman edilmiş insanlar acılarını tuzla bastırdı. Güzel coğrafyamızın sancıları yüz yıldır hiç bitmedi, bitmeyecek de….
Her bölge üzerinde bir türlü iyileşmeyen derin yaralar bırakıldı. Her fırsatta yeniden aynı damarlar yoklandı.
Nihayet güzel Anadolumuz artık uyanıyor.
Hassas noktaları halâ kaşımak isteyenler için şartlar daha zor. Açığa çıkan çabaların boşuna olduğu ortada. İnsanların algılarında bir yükseliş, uyanış ve birlik bilinci oluşmaya başladı bile..
Hele görünen bir gerçek var ki;
Ne dini inançların, ne etnik kökenlerin, ne de farklı olanı yok sayarak ötekileştirmenin kimseye fayda sağlamadığını herkesin görüyor olması ne güzel bir farkındalık. Uzun zamandır toplumda nefret tohumlarının ekildiği, insani vasıflardan uzaklaşmış kişilerin, olayları körükleyerek kendi menfaatlerine çalıştığını, kimlerin değirmenine su taşıdıklarını sonunda idrak etmeye başlayan birileri var artık. Halkın uyanış pozu verdiği son fotoğrafa, gelincik tarlası gibi kırmızıya boyanmış Türkiye Haritasına dönüp dönüp bakmak ne güzel bir his…
Bu harita, kralların gölgesinde yaşamayı kabul etmeyen, Türk Milleti’nin fotoğrafıdır.
O akşam Türkiye haritasına bakan bir çok insan, sosyal hesaplarından, boğulmak üzereyken sanki yeniden nefes almaya başladığını korkmadan dile getirdiler.
Hatta gazeteci Yılmaz Özdil “nasıl seviniyorduk biz” diye izleyenlerine soruyor, unutmuş tabi 22 yıldır mutsuz… Güzel haberler birdenbire gelince o da şaşırdı, şok etkisi ile tüm şehirlere ışınlandı sanki. Bir ara Akdeniz, bir ara Karadeniz, Marmara inip çıktı sevinçten… Onun sevinçli halleri aslında Türkiye’deki herkesin içten içe yaşadığı mutluluk tarifiyfi.
Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak için bu kadar geç kalınmalı mıydı? Ne kadar çabuk uyansak o kadar iyi değil miydi? Yıllardır mutfaktaki tencerenin boşalma limitine bakıyoruz. Dibini görmeden, cepler delinmeden bir türlü harekete geçemiyoruz. Ayrıca acıyı ve ardından küllerinden yeniden doğmayı da seviyoruz hani..
Cumhuriyet ilanı ve hemen sonrasında, zengin ve bağımsız bir millet olma yolunda her alanda ilerlerken, iktidara sahip olanların çoğu, Türk Halkı’nın sırtına yıllarca büyük yükler yüklemedi mi? Milleti ekonomik ve sosyal yönden ezmekten geri durdular mı? Dünya medeniyetleri seviyesi hedefimiz yıllarca daha ertelenmedi mi? Din ve inanç politikaları ile insanların duygularını sömürmekte başarılı olmadılar mı? İşin ilginç tarafı ise halkın büyük bir kısmı, bu yükleri sırtında taşımayı alkışlayarak kabullenmedi mi? Mutsuz, gülmeyi unutan insanlar gün geçtikçe artmadı mı?
Halk üzerindeki bu ağır yüklerden kurtulmak istediği mesajını son seçimde nihayet vermiştir.
Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yoldan sapanların varacağı son istikamet yine karanlık olduğunu yaşayarak öğrendik mi? O’nun açtığı uygarlık yolundan daha güzel ve insani bir yolun olmadığını tüm dünya gördü, anladı. Türk Milleti de hiç tereddütsüz görsün ve anlasın artık. Aynı hatalara düşmemeyi öğrenmeliyiz.
Toplumun huzuru, barışı, refahı ancak çalışarak ve üreterek elde edilir. Biz yıllardır üreten değil, tüketen toplum haline getirildik. Elimizde olan varlıkları satarak günü kurtardılar. Halk fakirleşirken onlar zenginleştiler. Geldik bu günlere.
Kazanan CHP Belediyelerinden beklenti çok yüksek. Birbirleri ile hizmet yarışına girerek insan odaklı, takdire şayan olmalıdır. Doğal afetlere hazır, sosyal, kültürel, ekonomik tüm alanlarda örnek belediyecilik hizmeti vermeliler. Yapacakları projelerde zaman kaybına asla müsade etmemeliler. 4 yıl kendilerini isbat etme süreleri var. Kalkınmanın ilk ışığı buralardan ateşlenmelidir. Mesailerini koltuklarda değil, sahada, insanların içinde hizmet aşkı ile tamamlamaları gerekiyor. Hepsi birleşince ülkeye büyük kazanımlar muhakkak sağlayacaktır. Herkes bunun farkında . Adil hizmet ile eğitimli, üreten insan modelini yeniden hayata geçirme zamanı. Beklentiler bu yönde…
Liyakatsiz kalabalıkların sonu…
Ehil olanların işbaşı vakti…
Yapıcı, onarıcı ellerin ve güzel sözlü dillerin zamanı…
Güneşli günlere yelken açıldı..
Sevgiyle kalın…











