Bu Yazı 2018’de Yayınlandı…
2018’den alıntı bir yazı…
Geçenlerde gazete sahibi bir meslektaşımın yanındayım… İsmini vermek istemediğim meslektaşım o gün basında sansürün kaldırılışının yıldönümüne binayen ve basının geldiği açmazı kendi üslubu ile dile getirmeye çalışan bir köşe yazıyordu… Yazdığı yazıyı bana okumaya başladı… (Yüreğine Sağlık) Hüzünlü bir tebessümle dalmışım …
Mesleğe başlayalı galiba 33 yılım oldu…!
Hürriyet, Sabah gibi birçok ulusal gazetede görev yaptım… Hatta ilginçtir; Sabah Gazetesi’nde görev yaptığım yıllarda Sabah Gazetesi Akdeniz bölgesinde tarihinde ilk defa Hürriyet’i tirajda geçmiştik… (Tabiî ki ekip işiydi ama…, ama’sı var…)
Neyse…
Sonrasında, medya kuruluşu sahipliğimin yanı sıra bölgede birçok mesleki ilki hayata geçirdiğimi bilmeyen yoktur…!
Birkaç örnekle devam edelim. Türkiye’de ilk defa 2004’de yürürlüğe yeni giren basın kanunu ilk uygulayan kişiyim… Ağır ceza davasına ressamla girip, (Hikmet Sami Türk’ün bizzat önerisi ile) bir davayı Türkiye’de ilk defa resimleyerek gerçekleştiren ve haber yapan yine ilk kişiyim. Antalya’nın ilk haber dergisi… İlk çevre gazetesi… İlk karikatür dergisi… İlk eğitim dergisi gibi gibi birçok ilk… Antalya’nın marka patentli ilk günlük siyasi gazetesi, Antalya’nın ilk haber portalı, gazete dağıtım kuryesinden tutun da neler neler…
Birçok meslektaşıma istihdamdan tutun da ne mücadeleler vermedik ki… Hatta AGC yani Antalya Gazeteciler Cemiyeti üyesi arkadaşlarımızın sorunlarını ve beklentilerini bilen ve sahadan gelen biri olarak 10 büyük proje geliştirerek aday olmuştum. Belki de bu bir ilkti… ‘Kazanmak kaybetmek veya geri çekilmek hiç önemli değildi’ İlk defa bir aday proje ile ortaya çıkıyordu…
En büyük projem ise bir yıl içinde her üyeye noter taahhütlü vaatle hobby villa edindirme projesiydi… Projenin tüm ayaklarını garantilemiştim ama kısmet olmadı. Önemli de değil… Şimdi AGC’ye üye bile değilim… AGC’nin kutsal kimliğine saygı duymakla birlikte üye olup olmam; İnanın umurumda bile değil …
Neyse aslında bunlar çok da abartılacak şeyler değil… Mesleki geçmişimden birkaç kesit verdim…
GELELİM ASIL MESELEYE
Büyük bir risk alarak; “Rahmetli Uğur Mumcu’nun bayrağı bıraktığı yerden devam ediyorum” başlığı ile ‘tarikatlar ve cemaatlerin gerçek yüzleri’ adı altında araştırmalarımı dile getirip yayınlar yapmıştım… Bu çalışmalarımı köşe yazdığım bir çok yayın organında yayınladım kamuoyuna yani anlattım… Birçok kişinin ağzına bile almaya korktuğu ‘Tarikat’ tabusunu yok sayıp, günlerce yazdım… Bazılarımız bunun ne büyük bir risk olduğunu asla anlayamaz bile….
YİNE BÜYÜK RİSK ALARAK; “UYUŞTURUCUNUN KÜÇÜK YAŞTAKİ ÇOCUKLARA NASIL ULAŞILDIĞINI ARAŞTIRDIM…
Öyle çarpıcı gerçekleri dile getirdim ki birçoğumuz farkında bile değil… Ama bilin ki Türkiye’de ilk defa bir Büyükşehir meclisinde alınan bir kararla başta okul servisleri olmak üzere toplu taşıma araç şoförlerinin alkol ve uyuşturucu testi yapılma zorunluluğu kararında katkım oldu..
Kararı alanların bilip bilmemesi hiç önemli değil …
Antalya Emniyet Müdürlüğü’nün o dönem ki müdürlerine çalışmalarımı ihbar kabul edip gereğinin yapılmasında özverili davrandıkları için yine teşekkür ediyorum. Yine o dönemki Milli Eğitim Müdürü Osman Nuri Günay’a da ayrıca teşekkür ederim… Benim bu konuda nelerle mücadele ettiğimi bilen biliyor… Kimse bilmese de vicdanım biliyor…
GILGAMIŞ DESTANI VE KATRAN Yıllarca mücadele verdim…
Akad çivi yazısı ile yazılmış tarihin ilk yazılı tableti olan Gılgamış Destanı’ndan yola çıkarak Katran Ağaçları’na yöneldim… Gittim Toroslar’da Sedir/Katran ağaçları ile ilgili uzun süren araştırmalar yaptım. Köylülerle görüştüm… Ağaçlardan elde ettiğim bir iksiri geliştirip kendi üzerimde deneyip her hafta tahliller yaptırdım…
Neyse uzatmak istemiyorum bu ağaçların kutsal olduğunu ve kesinlikle gerçekten korunması gerektiğini yazılarımla ilan ettim.
Bu araştırmayı bir STK olan ve bir çok çevre platformunun da birlikte oluşturdukları ve Hediye Gündüz önderliğinde toplanan bu platform Antalya Cumhuriyet Meydanı’nda bir basın toplantısı düzenleyerek benim araştırmama destek olduklarını tüm kamuoyuna ilan ettiler…
Buda bir ilk sayılırdı… Antalya’da bir gazetecinin araştırması büyük bir destek bulurken ilk defa katran ağaçlarına ve mermer ocaklarına dikkat çekiliyordum…
O dönem bir medya ajansı haberi geçerken benim adımı ve resmimi yazmadan haberi servis etmişti… Alışmıştık artık sabote edilmelere… Halbuki bu önemli bir haberdi ve bunu haber haline getiren ve sayfalarında yer veren Ahmet Dökdök, Dursun Gündoğdu ve Rasim Gündüz gibi gazeteciler de vardı arkadaşlarıma da ayrıca teşekkür ederim…
Hala meslektaşımın ofisindeyim…
O bana yazdığı köşe yazısını okurken baya bi derinlere dalmışım. Tam bu sırada arkadaşımın bana “Dinliyormusun?” şeklinde seslenmesi ile irkildim. Kısık bir sesle, “hı.. …Evet dinliyorum. Okumaya devam et” dedim… Sonra o okumaya devam etti. Kamuoyu çıkarları için mücadele verirken meslek hayatım boyunca en büyük darbeyi yüzümüze gülen meslektaşlarımdan gördüm… İstisnalar hariç neler görmedik ki… Gizliden iftiralar uydurup beni oraya buraya şikayet edenleri mi? Beni rakip görenlerin bel altı vuranları mı…? Bu ve buna benzer travmalar geçiyordu gözümden; film şeridi gibi…
Bir ara meslektaşım yine seslendi…
Yine irkildim…
“Dinledin mi?… Gerçek gazetecileri yazdım. Senide kendi dönemime yazdım” dedi… “Yüreğine sağlık ” dedim…
Evet gerçek gazeteciyim … Alaylıyım ve birçok arkadaşımı mesleğe kazandırdım… İnanın; benim hocam veya beni yetiştiren de olmadı…
Neyse…
Üç beş de ödülüm falan da var hani plaketler nerede onu bile bilmiyorum… Ama sarı basın kartı veya meslekten emekliliğim falan da yok… Dedim ya yazacak çok şey varda anlat anlat bitmez… Düşündüm de ben gerçek gazeteci falan değilim …!
Gerçek gazeteci olanlar; Hayatlarında hiç muhabirlik bile yapmadan gazeteci olanlar varķen …!
Hayatında eline fotoğraf makinesi almadan sarı basın kartı alanlar varken…!
Hayatında hiçbir habere gitmeden gazeteci olup yazdığı köşelerinde gazetecilik dersi verenler varken…!
Türkiye’de bazı meslek örgütlerinde Gazeteci olmadan meslek örgütü koltuklarına oturan yöneticiler varken…!
Hayatında evden çıkmamış ve tek derdi akşam yemeğinde ne pişirsem diye düşünürken, farkında bile olmadan bir gazetede Sgk’lı olduğu için emekli olup sürekli sarı basın kartı alan ev hanımı gazeteciler varken, “BEN GERÇEK GAZETECİ FALAN DEĞİLİM!!!….” Siz herşey olun ama ben sadece bir MEÇZUBUM…!
Bilginiz olsun …
01.07.2018










