YİTİK KİŞİLİKLER

İnsanın kişiliği ruh iklimidir ki o iklim gövdenin coğrafyasında dışı vurur kendini. Dışavurumu ışığın, ışıksızlığın ya da… Bunları yazarken bir altyazı geçiyor belleğimden “Rabbi yesiri silinmiş bunların” diyor babaannem.
Eksik hayatlar mezarlığı
Birbirini gözetleyen mahalle sakinleri kendilerinin yapmaya cesaret edemediklerini izleyerek toplumun tek tipleşmesini sağladıklarını hiç ama hiç bilmeden göçüp gittiler bu dünyada. Bugünkü ardılları da tek tipleştirme genini taşıdıklarını hiç ama hiç bilmeden göçüp gidecekler, eksik hayatlar mezarlığına.
Eskil duvarın yıkıntıları
“Yıkıntılarını eskil duvarın ne yapacağız?” sorusu insanlığın her döneminde birincil sorunu olmuştur. Yeni yollar mı yapacağız, yoksa yeni duvarlar mı öreceğiz?
Dönemler arası geçişlerde bizim yeni dediğimiz aşama kaçınılmaz olarak geride kalan boyutun insanlarıyla sürdürür yolculuğunu. Tarih boyunca nice toplumsal yapı, uygarlık doğup ölmüştür. Ölüş aşaması yeni bir egemen yapının tarih sahnesine çıkması demektir. Eski dönemin kültürel genleri yeni sentezler yapılmaya çalışılsa da halkın toplumsal belleğinde kendilerine bir yaşam alanı bulurlar.
Bu notları temize çekip de yazarken çağrışım kuşlarının kanadında 1980’li yılların ilk yarısına gidiyorum. Erdal abi jeolog, annemin ilkokul arkadaşının küçük oğlu. İngiltere’de doktorasını bitirip yeni dönmüş Türkiye’ye. Doktora tez konusu “Adriyatik’ten Toroslara Petrol Yatakları” Tez konusu ne kadar önemli ve değerli değil mi? İngiliz petrol şirketi BP hemen danışmanlık önermiş. Erdal abi, gelemem ben burslu okuyorum, mecburi hizmetim var, demiş. Tazminatını biz öderiz demiş BP yetkilisi. Erdal abı de ben ülkeme hizmet etmek istiyorum, diyerek öneriyi kabul etmemiş.
Erdal abi tez yazım aşamasına geldiğinde tez danışmanı hocanın söylediklerini aktarıyor.
“Mr. Kerey, biz tezleri nasıl okuruz bilir misin? Tezi yazan sonunda bir kaynakça verir. Önce kaynakçaya bakarız. O kaynakların yüzde 99’unu okumuşuzdur. Sez tezini yazarken kendi yorumlarını kırmızı şeritle yazacaksın. Biz sadece o kırmızı şeritle yazılan yorumları okuruz.
Bu notları defterden temize çekerken sene 2024. Aradan geçen zamanı varın siz hesaplayın. Bellek önem ve değer verdiği kayıtları böyle saklıyor işte.
Türkiye’de yazılan tezlerin şekli o onu dedi, bu bunu dedi, şu şunu dedi veleddalin Amin. O tezi yazanın kendi düşüncesi yorumu aranmaz. Tez sahibinin kendi özgün yorumunu isteyen bir anlayış, istisnalar dışında yoktur.
İyi güzel de yıkılan duvar, eski medrese anlayışından gelen kültür geni yaşamıyor mu sizce de?
Eskilerin “nakliyecilik” dedikleri bir anlayış ifade biçimi vardır. O onu dedi, bu bunu dedi, şu şunu dedi ve nokta.
Şimdi mi? Ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Aşan bakın interneti tez yazan şirketler var artık.
“Her gidiş bir ayrılık değildir” der William Butler, “çünkü ne kadar uzağa gidersen git; yüreğin hep bıraktığın yerdedir.”
28.04.2024/Gazanfer Eryüksel/Şuur Devrimi











