İŞTE O TAŞ/HATTUŞA
Araştırmacı Gazeteci Yazarımız Ra Devrim Kalkan bu ay yönünü gizemli tarihi ile bilinen Hitit imparatorluğunun kalıntılarına çevirdi… Son dönemlerde kamuoyunda mistik bir yönünün olduğu iddiasıyla popüler olan Hattuşa harabelerindeki tapınakta bulunan gizemli monolit küp kaide taşını yerinde inceleyen Ra Devrim Kalkan görüşlerini ve tespitlerini editörümüz aracılığı ile siz okuyucularımızla paylaştı.

Öncelikle bölgenin kısaca geçmiş tarihi hakkında bilgi…
TARİHTE HATTUŞA/GİZEMLİ HİTİT İMPARATORLUĞU
UNESCO Dünya Miras Listesine 1986 yılında alınan Çorum, Boğazköy’de bulunan Hattuşa, Hitit İmparatorluğunun başkenti olarak Anadolu’da uzun süre çok önemli bir merkez olmuştu. Başlangıçta ilk, Hattiler tarafından “Hattuş” olarak adlandırılan şehir, Hitit egemenliğine geçtikten sonra “Hattuşa” adını almıştır. Bölge M.Ö. 1700’ler de Kuşşara Şehri’nin Kralı Anitta tarafından alınan Hattuşa, yine Anitta tarafından yıkılarak son verilmiştir. Yazılı kayıtlardan edinilen bilgilere göre Kral Anitta, Hitit İmparatorluğu’nun ilk kralıdır. Daha sonra geçen yüzyılın ardından şehir, I. Hattuşili tarafından tekrar inşa edilerek 500 yıla yakın bir süre hüküm süren uygarlığın başkenti haline getirildi. Günümüzde şuan görülebilen ve büyük çoğunluğu Büyük Kral IV. Tudhaliya dönemine ait olan kalıntılar arasında tapınaklar, kraliyet konutları, evler ve surların dışında birçok eser bulunmaktadır.
Yine Antik kent, 6 kilometrelik surlarla çevrili ve ilginç devasa giriş kapılarına sahip. Yine şehre yeraltından geçitlerle girilen enteresan geçitlere sahip… Yine bugüne kadar yapılan kazılarda ortaya çıkarılan 32 tapınak, buğday siloları, Yazılakaya’da bulunan tapınak ve duvar motifleri ile görülmeye değer mistik bir bölge olarak dikkatleri üzerine çekiyor.
Günümüze kadar birçok tarihi kalıntıları ile dikkatleri çeken Hitit İmparatorluğu’nun, eski Mısırlılar ile yaptıkları savaş sonrası tarihte ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşması’na imza atmaları dünya tarihi için çok önemli yer tutmaktadır. Bu arada bölgede kazı çalışmaları yaklaşık 120 yıldır devam etmektedir…

MONOLİT KAİDE KÜP TAŞ GİZEMİ
Ülkemizin Çorum ilinin Boğazkale ilçesi sınırları içerisinde bulunan Hattuşa’daki Büyük Tapınak’ın orta kısmında dikkat çeken çarpıcı bir taş yer alıyor. Küp şekline benzeyen nefritten yapılmış olan monolit kaide tapınak alanın tam ortasına konumlandırılmış durumda.
Yöre halkının, ‘dilek taşı’ olarak nitelendirdiği gizemli taş, MÖ 2.000’lerde bölgeye yerleşen yine MÖ 1.300’lü yıllarda dönemin hakim güçlerinden biri haline gelen Hitit imparatorluğunun kalıntıları arasında bulunan taş tüm dünyada ilgi odağı haline geldi. Bölgedeki yerleşke Hitit İmparatorluğunun başkenti Hattuşa’nın o dönemlerde 60 bin civarında bir nüfusa sahip olduğu tahmin edilmektedir.
Hititlerin Başkenti olan Hattuşa Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner’e görüşüne göre, yeşil renkdeki bu taşın arkeolojik alanda bulunan diğer taşlardan çok farklı bir dokuya ve renge sahip olduğu için bu nedenle ilgi gördüğünü açıklıyor. Schachner, bu taşla ilgili antik çağlardaki kültürel değeri hakkında bir bilginin ellerinde bulunmadığını ve taşın kesin olarak ne işe yaradığı konusunda net bir bilgiye de ulaşılmadığını açıklamış.
Prof Schachner geçmişte yaptığı açıklamalarında bu taşın ne işe yaradığı hakkında bugüne kadar birçok teorinin ortaya atıldığını söylemiş. Yine Prof Schachner bazı araştırmacıların bu taşla ilgili kralın dini törenler sırasında kullandığı bir taht olabileceği konusunda açıklamalar olduğunu da dile getirmiş. Yine bu taş ile ilgili tören sunağı olarak da kullanılmış olabileceği olasılıklar dâhilinde. Yine kazı Başkanı Schachner yaptığı bir açıklamasında ise Hititler’in gök cisimleriyle manevi bir bağı olduğunu söyleyerek; bu konu da astronomik veya astrolojik konularla ilgili yüze yakın belge bulunduğunu açıklamış. Yine bir varsayıma göre, taşın zamanın geçişini ve mevsimlerin değişimini izlemek için kullanılmış olabileceği konusunda iddialar da mevcut.
Başkan Schachner, esrarengiz taşın sol tarafında yer alan Hitit dönemine ait kapı eşiği, insanların yürüdüğü zemin yüksekliğini gösterdiğini ancak taşın kapı eşinin yaklaşık bir metre altında yer alması bir işareti gösterdiği sanılıyor. Buna göre bu taşın Hitit döneminden önceki bir tarihe ait olabileceğinin göstergesi olacağı konusunda görüşlerinde olduğu biliniyor.
ARAŞTIRMACI GAZETECİ YAZAR RA DEVRİM KALKAN BÖLGEDE
Son yıllarda gerek sosyal medyada gerekse dünya kamuoyunda gündeme gelen Hattuşa’daki gizemli küp şeklindeki kaya bölgeye yoğun bir turist akımının olmasına neden olduğu biliniyor. Özellikle bu monolit taşın kendisine has bir enerjisinin olduğu ve el ile dokunulduğunda taştan bir enerjinin bedene aktığı ile ilgili dedikodular yani iddialar üzerine Araştırmacı Gazeteci Yazarımız Ra Devrim Kalkan bölgeye giderek iddiaların doğruluğunu araştırdı.
MONOLİT YEŞİL TAŞI ZİYARETE GELENLERİN GÖRÜŞLERİ ALINDI
Yazarımız Ra Devrim Kalkan, Hattuşa’da bulunan söz konusu monolit yeşil taşın yakınına kadar gelerek bu taş için gelenleri gözlemlemeye başladığını açıkladı. Araştırmacı Yazarımız Kalkan’ taşın yanına gelen ziyaretçilerin birçoğunun taşa iki eli ile dokunup gözlerini kapatarak dualar veya dileklerde bulunduğunu gözlemledi. Bu ritüeli yapmak için gelen yerli ve yabancı vatandaşların oluşturduğu yoğunluk nedeni ile sıraya girildiğini söyleyen Kalkan, bu ritüeli yapanlarla tek tek konuşarak taştan bir enerji alıp almadıklarını ve neler hissettiklerini sordu. Taşa dokunan ve başında dilek dileyen vatandaşlardan gelen cevaplarda ise çoğunun bir enerji almadığını ve söylendiği gibi bir enerji akımı falan da yaşamadığını dile getirirlerken çok az bir ziyaretçinin ise taştan etkilendiğini sanki canlı bir şeye dokunurmuş gibi bir his duyduklarını dile getirdiklerini anlattı.
ARAŞTIRMACI YAZARIMIZ RA KALKAN’DA TAŞA DOKUNDU… İŞTE GÖRÜŞLERİ;
Araştırmacı Gazeteci Yazarımız Ra Devrim Kalkan sitemizin editörü Umay Tuya’ya yaptığı açıklamalarla monolit taşla ilgili görüşlerini anlattı. Gelen bir çok ziyaretçinin deneyimlerini ve görüşlerini dinlediğini anlatan Kalkan, şöyle konuştu; “Yaklaşık yirmiye yakın vatandaşla görüştüm ve hislerini ve düşüncelerini sordum. Anladığım kadarı ile taşın ekstra bir enerjisinin olmadığını bu durumun tamamen psikolojik olduğunu düşünüyorum. Yine bu taşın aslında iddialarda geçenlerle ilgili özelliğinin dışında sanki bir astrolojik konumu belirlemek ya da bir şeyi temsilen belirleyici olarak konumlandırıldığını düşünüyorum. Taşa bende dokundum… Hatta dakikalarca diğer ziyaretçiler gibi konsantre olarak bir şeyler hissetmeye çalışsam da farklı bir duygu durumu algılayamadım. Taşın renginin diğerlerinden farklı olması ve bir kaide şeklinde belirgeç gibi konumlandırması dikkat çekiyor. Bunun dışında zaten taşın geçmişi ile ilgili herhangi bir kitabe veya bilgi de mevcut değil… Ancak dünya mirası olan bu bölge kesinlikle görülmesi gezilmesi gereken mistik bir yer diyebilirim” şeklinde konuşarak konuyla ilgili görüşlerini dile getirdi.
ESKİ MEDENİYETLERDE GÖRÜNEN TOTEM BURADA DA MEVCUT
Yine Araştırmacı Gazeteci Yazarımız Kalkan, editörümüze yaptığı bir açıklamada ise gözlemlediği bir detayı paylaştı. Kalkan, Hattuşa’da yaptığı ziyaretinde Yazılıkaya denen ve Tanrılara tapınma ritüellerinin gerçekleştiği bir açık hava mağbetinde(Tapınağı) bulunan bir totemin dikkat çekici olduğunu ifade etti… Bu totemin çok fazla gündeme gelmediğini fark ettiğini söyleyen Kalkan, görüşlerini şu şekilde dile getirdi; “Burada kayaya kabartma şeklinde oyularak yapılmış bir kanatlı aslan motifi mevcut. Bu motifin benzerlerini eski Mısır, Persler ve Sümerlerde görmekteyiz… Bu sembol Persler’de açılmış iki kanat ve ortasında bir insan şeklinde motiflenen yada sembolleşen ‘faravahar’ dedikleri bir totem olarak göze çarpıyor. Yine bu sembol eski Mısır’da ortada güneş ve yanlara açılan kanatlar olarak karşımıza çıkıyor… Aynı şekilde buna benzer bir başka sembol ise Sümerler’de de mevcut… Anlaşılan o ki aynı sembol Hittitlerde de yer bulmuş. Peki bu insanlar, neredeyse tüm kadim toplumlarda sembolize edilen kanatlı tanrılar, güneş veya aslanlarla neyi anlatmak istiyorlardı yada neyi sembolize etmişlerdi. Bana göre bu durumun tek açıklaması olabilir; gökyüzünden gelen güçleri ancak bu şekilde ifade edebiliyorlardı. Çünkü uçmanın yada havada durmanın tek yolunun o günkü insan aklı bunu ancak bir kanatla sembolize edebilirdi. Bu durumu biraz düşünüp sorgulamak da yarar var” şeklinde konuşarak görüşlerini aktardı. HABER/EDİTÖR;UMAY TUYA/ANKARA












